
Wikipedia: Aşk 101, 24 Nisan 2020’de Netflix platformunda yayınlanan gençlik ve komedi türündeki Türk internet dizisi. 8 bölümden oluşan ilk sezon senaryosunu Meriç Acemi yazdı ve yönetmen koltuğuna Ahmet Katıksız oturdu.
“Elite bitti birde bu çıktı başımıza“
“Bunlar bizim ahlakımızı bozmaya çalışıyor“
“Ergen/Kız dizisi lan bu“
“Osman gaymiş, Allah belanı versin Netflix, Osmanlıya hakaret bu, o diziyi yayınlatmayacağız”

Diyenler gelmeden şipşak yazalım, izleyelim (mümkünse twitter’a girip diziyi aratmayın, IQ’nuz düşebilir).
Bir sene önce çıksaydı “Başlarım Aşk 101’ine, gidip 101 atalım” diyerek izlemekten kaçacağım bir dizi türü aslında. Tabii insan zamanla kendini kısıtladığını fark ediyor ve farklı şeyleri denemeye başlıyor. Böylece aşk, dram gibi yapımlara şans vermeye karar verdim. Ve baktım ki işin içinde duygular varsa gerçekten daha eğlenceli veya etkileyici oluyormuş malzeme. Sana bi yumruk attım, onun kaynına atladım, öbürünün şortunu indirip denize ittim falan derken bunları görmek istememişiz. Bu birazda insanımızın farklılığı sadece farklı mekana gitmek, farklı yemek yemek veya farklı giyinmek sanmasından kaynaklı. Farklı olmak istiyorsak önce farklı duyguları, hisleri tatmamız gerekiyor. Yani atıyorum hiç bebek sevmemiş olmakla hiç baklava-ayran yememiş olmak aynı şey değil. İlki eksiklik, farklı hissetmeye ve ruhsal olarak gelişmeye bir kapı ama ikincisi hayatında aslında hiç bir şey değiştirmeyecek (dediğimi umarım anlayanlar çıkar).
Her neyse diziye geçelim, yoksa burası yeni bir kitap başlangıcına dönecek. Son dönemde deli gibi dizi/film/oyun tüketimi var. Haliyle bizde bundan nasipleniyoruz. Öncelikle Outlander ile başlayıp (2. sezondayım daha), ardından hızlı bir Sex Education tüketimi, sonra How i met your mother tarzı olması sebebiyle Friends‘e (2. sezon 17. bölümdeyim henüz) bir şans vereyim derken kendimi dün gece (26 Nisan) Aşk 101‘e başlamış buldum. Tek oturuşta bitirdim.
Zaten bu oyuncu kadrosu diziyi izletiyor, açıkçası en beğendiğim kadın oyunculardan Pınar Deniz var (Vatanım Sensin’i izlerken tanıdığım güzellik), bazen kafa atarak burnuna müdahale etmek istediğim Kaan Urgancıoğlu var (tabii ki yakışıklı olmasını kıskanmıyorum, ne alakası var kardeşim?). Tabii ki ana kadro Alina Boz, yine çok sevdiğim oyunculardan Kubilay Aka kardeşim, Mert Yazıcıoğlu (bu çocuğu sevmiyorum ama iyi oyuncu), İpek Filiz Yazıcı ve Selahattin Paşalı.
Hikayemiz 90’lar İstanbul Lise hikayesi. Ama ne lise bildiğimiz lise, ne hikaye bildiğimiz hikaye. Kaderin bir araya getirdiği 5 liselinin tabiri caizse kıçlarını kurtarmak için çevirdikleri aşk oyunu işlenmiş. Ama güzel oyun bak, bu dizi bence tuttu ve devam etmeli. Şimdi günümüz İstanbul’u berbat olduğu için 90’lar havası pek yansıtılamamış maalesef, hani İstiklal Caddesinde ağaç yok, Beşiktaş sahil, Galata köprüsü gibi yerlerde aman 2020’de olduğumuz anlaşılmasın diyerekten yakın çekimler falan gırla tabii. Şafak Sezer diyorya Kutsal Damacanada “Memleketi…” neyse boşverelim bunları.
Hikayenin işlenişi, oyunculuklar gerçekten kaliteli. Her bir karakterin ayrı hikayeleri var ama tam olarak açmamışlar şimdilik bunu. Bu arada belki hiç açmayabilirler gibi geliyor bana. Çünkü bir anda geleceğe yani günümüze zıplama durumları olabilir. Bununla alakalı aşağıda Spoiler başlıklı bir kısım yazacağım çünkü yine tahminlerim var ve mevcut içerikten bahsetmek zorunda kalacağım. İzleyin derim, bir şey kaybetmeyeceğinize eminim. Hatta bir çoğunuz karakterlerin hikayelerini, bazı davranışlarını kendi ile özdeşleştirecektir. Ben diziye tam puan veriyorum. Ve devamını keyifle bekleyeceğim. İYİ SEYİRLER!
Çıkış tarihi: 24 Nisan 2020, 1 sezon 8 bölüm, toplam 5 saat 24 dakika. Diziyi izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

BURADAN SONRAKİ KISIM SPOİLER İÇERİR!
Şimdiiii, gelelim fasulyenin faydalarına. Yahu kardeşim saçmalığa bak! Şimdi sen gidip Işık karakterinin gençliğine İpek Filiz Yazıcı’yı (163 cm) ve 20 yıl sonrasına Bade İşçil’i (173 cm) koyuyorsun. Bu gayet normal, 10 santimetre uzayabilir bir hanımefendi. Ama yine aynı sen Eda karakterinin gençliğine gidipte Alina Boz’u (173 cm) koyup, 20 yıl sonra ki haline Tuba Ünsal’ı (167 cm) koyuyorsun. Kardeşim biraz seçim yaparken buna dikkat eder insan. Kız hem 6 santimetre kısalmış, hemde bambaşka bir kadın olmuş. Hayır zaten dizide keyif almayacağınız sahneler tamamen Tuba ablamızın olduğu sahneler. Ya sanki ameliyatla rol yapma yeteneğini aldırmış gibi, bana ne bir duygu hissettirdi, ne başka bir şey. Ben diziyi izlerken muhtemelen bunlar bir yerde tamamen geleceğe sıçrayarak devam edecek diziye diye bir düşünceye kapıldım ilk Bade İşçil’in Işık’ın 20 yıl sonra ki hali olduğunu görünce (bunu zaten ilk bölümde anlıyoruz orası ayrı tabii). Abi hani Tuba Ünsal bana kalırsa eskisi kadar etkisi, nüfuzu olan bir oyuncu değil. Git Tuba Büyüküstün’e “ablacım saçları aynı renk yapalım gel oyna” de, boyları aynı Alina ile, uzamamış dersin geçersin, en azından “neyle yıkadınız da çekti bu kız 6 santimetre” diye düşünmeyiz. Hem oyunculuğu ve popülerliği ile top level seçim olurdu Tuba Büyüküstün, tip olarakta sırıtmaz kafa yormayın. Ama şunu fark ettim, tek tek karakterlerin gelecekte ki hali yüzleri görünmeden gösterilse bile Osmanla alakalı bir şey yakaladım gibi, Adamım Osman, Allah’ın cezası Osman. Osman’ın gelecekte ki hali Kıvanç Tatlıtuğ, o olmazsa Burak Çelik olabilir mi acaba? Bence olmalı. Kubilay Aka ve Mert Yazıcıoğlu için kimseyi düşünemedim ama dizi tamamen geleceğe taşınırsa sağlam bir kadro görme umudum var. Tabii Tuba Ünsal gibi kötü tercihler yapılmazsa 🙂







